top of page
  • Yazarın fotoğrafıMusa Gülyazı

iBLiS; BiR İNANÇ






Araf Suresi

11: Ve (hala devam eden bir süreç olarak) (1) sizi kusursuz bir orantı ile tasarladık. Sonra size suret verdik. Sonra da o meleklere "Adem için secde edin; potansiyelinizi onun için kullanın" dedik. İblis dışında hepsi yerine getirdi. İblis ise secde edenlerden olmadı.

12: "Sana emrettiğimde secdeyi senin için erişilemez hale ne getirdi?" Dedi ki "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten kusursuz bir orantı ile onu ise "tin" den kusursuz bir orantı ile tasarladın."

13: "O halde oradan in. Orada büyüklenmen olacak şey değil. Çık! Çünkü sen küçük düşenlerdensin."


Ayetleri detaylı olarak inceleyim inşaAllah. Rabbimiz "sana emrettiğim zaman" diyor öncelikle. Bu anlamdan Rabbimiz emredene kadar olan ki durumda iblisin Adem'e secde etmediğini görüyoruz. Rabbimizin bir üst ayette anlattığı dönemler var. Önce Rab insanı kusursuz bir orantı ile bir plan dahilinde oluşturuyor. Sonra bu canlıya suret veriyor. Bu günkü bildiğimiz anlamıyla yüzü görünen bilinen bir türe dönüşüyor. Sonrada meleklere “Adem” için secde edin diyor. Rabbin bu son aşamada secde edin emrine kadar meleklerin ve iblisin Adem'e secde ettiğini söyleyemeyiz. 12. ayetteki “iz” edatı ile de Rab daha öncesine dair bir yargı, bir bilgi vermekten ziyade bunu sana emrettiğim zaman secdeyi senin için kapalı, korumalı, erişilemez hale getiren neydi? diyor.


Bu sorudan çıkarabileceğimiz birçok cevap var. Bu soru aslında o ana kadar iblisin geçirdiği süre zarfında sonuç olarak büründüğü hali; o anki durumunu sorguluyor. Bu soru aslında iblise “daha evvel ne oldu ki seni bu duruma getirdi?" sorusu. Rab elbette o anda iblisin üzerinde bulunduğu fıtratı, onun bu sorusuna vereceği cevabı elbette biliyor. Mesele bu durumun, iblisin bu hale nasıl geldiğinin beyan edilmesi. Ve elbette bizim en kolay anlayacağımız şekilde "soru-cevap yöntemi" ile Rab bu durumu beyan ediyor.


İnsanoğlu olarak soru sormaya çok meraklıyızdır. Çünkü kodlarımızda yazılı olan; bir şeyi öğrenmek için en kolay yolun soru sormak olduğudur. Öğrenmek istediğiniz şeyi açık bir şekilde sorar veya ihtiyacınız olan şey ne ise onun cevabını istersiniz. Rab bu yöntem ile bizim için asıl gerekli olan bilgiyi yine iblisin kendi ağzından bize öğretiyor.


İblisin bu soruya verdiği cevap ise asıl konumuz. İblis için secdeyi ulaşamayacağı bir şey haline getiren bir düşüncesi, bir inancı var. İblis ben yaratılışta Rabbin yarattığı ham maddeye göre Adem'den daha üstün bir varlığım, bu yüzden ona secde "edemem" diyor. Dikkat edeceğimiz nokta burası. Kelimenin anlamına baktığımızda “bir şey onun için ulaşılamaz, saklı, kapalı hale geldi “ (2) şeklinde. İblisin bu inancının sonucu olarak Adem için secde etmesi yani onun tekamülü için, onun faydasına, ona boyun eğer itaat eder hale gelmesi, onun otoritesini kabullenerek kendi verimini, potansiyelini Adem için kullanması iblis için yapabileceği bir şey olmaktan çıkıp ulaşamadığı, erişemediği bir hareket tarzı haline geliyor. Secde kavramının temelde kökü  "devenin sahibini üstüne çıkarması için boynunu kösmesi [eğmesi]" ve "meyve yüklü hurma dallarının, sahibinin rahat uzanıp toplamasına elverişli olarak eğilmesi" (3) demek. Ağacın eğilmesi anlamı daha sonra sadece eğilmek, bükülmek şeklinde anlaşılmış. Oysa ki her iki olguda da eğilme işleminin amacı sahibine kolaylık sağlamak onun işini kolaylaştırmak. Kavram devenin veya ağacın sahibine yönelmesini, kendi potansiyelini onun için kullanmasını ifade ediyor.


İblisin edindiği, sahip olduğu bu düşüncesi, inancı onu bu hale getiriyor. İblis gerçekten Adem'den daha hayırlı bir varlık olduğuna inanıyor. İnanç nedir ona bakalım;


İnanç; Bir düşünceye çok sağlam bir biçimde içten, gönülden bağlı bulunma güvenle doğru sayma. (4)


Tanımda açık biçimde görüldüğü gibi ”bir düşünceyi doğru sayma” anlamı var. Bir şeye, onun doğruluğuna inanmak için onun gerçekten doğru olmasına yada herhangi bir şekilde sağlamasının yapılmasına gerek yok. Siz ona gönülden bağlanır, doğru olduğunu düşünür buna göre şekillenirseniz bu sizin inancınız olur. Yani kişi kendi öznel yargıları ile bir düşünceye çok sağlam bir biçimde bağlanıyor. Farkında olsa da olmasa da bu onun hayatına sürekli yansıyor. Ve gönülden onun doğru olduğuna inandığı için bu düşünce onun hayatını yönlendiriyor. Dışardan bakıldığında "hakikate" şahit olmalarına hiçbir engel göremediğimiz, eli ayağı düzgün, o kadar okul bitirmiş, ciltlerce kitap okumuş insanların neden bu durumda olduklarının iç yüzünü bize anlatan bir ayet bence. Sahip oldukları tek bir düşünce onlar için “Adem” olmayı imkansız kılıyor. İblis aslında doğru olmayan tek bir düşünceye kendi benliğinde gönülden güvendiği için bu düşüncede onun bütün gerçekliği oluyor ve onu ele geçiriyor.


Bugün etrafımızda bunun birçok örneğini görürüz. Herhangi bir ideoloji aslında bu olayın en basit, en bariz örneğidir. Dünyadaki anlamın tamamına dair bir bakış açısı getirmek yerine herhangi bir ucundan tutarak sadece belli bir kısım insan ve yeri veya durumu, olayı içine alan ideolojiler, bütün sistemi tek bir bakış açısı ile açıklamaya çalışan tek bir cevabın kendilerini esir aldığı ideolojiler. Komünizm, kapitalizm, uzak doğu felsefeleri, ateizm gibi birçok kavram onu benimseyen insanların tarihin belli dönemlerinde belli bölgelerde peşinden gittikleri ancak bütüne dair hak bir cevap içermeyen ideolojilerdir. Her zaman cevap veremedikleri çözüm bulamadıkları ya da bir öngörü geliştiremedikleri onlarca konu ve sorun vardır. Hepsinin sebebi ise bütün bir anlamı bağladıkları kendilerini, yaşamlarını esir alan sahip oldukları yanlış inançları, düşünceleridir.


Kişi bir düşünceye, onun gönülden doğru olduğuna güvenir. Örneğin "Tanrı yoktur" der. Ve bu tek düşüncesi bütün hayatı algılayıp anlamlandırdığı zihninin temel taşı haline gelir ve bu inancı yüzünden aslında onlarca bilgiyi, Tanrı'nın varlığını gösteren onca göstergeyi bütün hayatı boyunca deneyimler ama o tek bir düşünce ona gerçeğin kapılarını kapatır.


Tek bir düşüncenin nasılda önemli olduğunu gösteriyor ayet. Şimdi bu ayet ile kendimize bakalım. Sahip olduğumuz çok değil sadece bir düşüncenin nasıl bizi uçuruma sürükleyebileceğini düşünelim. Rabbimiz Allah bütün kulları için onlara yol göstereceğini, onları temizleyeceğini, onlara ışık tutacağını vaad ettiği ayetlerini bizlere indirdi. Ancak bizler bu güne kadar altı binden fazla ayet içeren bu kitabı açıp araştırmak, okumak, öğrenmek gibi bir çaba içinde olmadık. Ve hep başkalarının bu ayetlerde yazdığını iddia ettiği şeylerle bu inançlar, düşüncelerle oluşmuş ve üzerinden uzun zaman geçmiş olan bir toplumun içine doğduk. Bugüne kadar kimse bize Kur'an'ı okuyun, anlayın demedi. Hatta o kadar ileri gittiler ki Kur'an'ı anlamaya çalışmak için meal okumayı bile haram saydılar. Düşünsenize bütün kainatı yaratan O tek Tanrı bütün kullarına bir kitap indirmiş ama onu anlamanızı istememiş bunu size haram kılmış. (5) Hatta altı bin küsür ayetten "sadece elli ,altmış kadarını ezberleseniz yeter diğerlerini hiç bilmeseniz de olur" demiş.


Peki; yıllardır bize empoze edilen bunca bilgi içerisinde tek bir tanesi yanlış, boş, zan ise. Tamamen kuruntu ise. Hiçbir gerçeğe, akla uymuyor ise. Daha önce kendini imam, şeyh diye tanıtan insanların “tamamen kendi kişisel inançlarından oluşan, hak bir dayanağı olmayan düşünceler" ise. Şimdi bize söylenen her şeyi sorgulamadan yerine getiren kişiler olarak bizde bu fikirleri inançlarımız haline getirir ve bu inançlara gönülden bağlanır isek iblis ile aynı konuma düşmüş olmaz mıyız?


Kaynakça

1: “QaD” kelimesi de “İz” kelimesi gibi zaman zarfıdır. “İz Câe”, gelmişti demektir. “Qad Câe”, gelmiştir demektir. Biri geçmişte olup biteni anlatır. Qad ise hâlen sürmekte alanı anlatır. ARAF 6-11-ARAF SURESİ TEFSİRİ(7.sure) (akevler.org)

2: Ragıp El İsfahani Müfredat Yusuf Türker Çevirisi S: 1384

5: https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14094



Comments


bottom of page